ÖLÜM

ÇAĞDAŞ SANAT

Günümüz dünyasında, her alanda sahip olduğumuz güzelliklerin metalaştırılmış olması ve bunun verdiği tükenmişlik hissi, çağdaş sanatın ortaya çıkış nedenlerinden biri. İnsanoğlunun düzen arayışı içerisinde her türlü alanı kategorileştirip kalıplara sokma çabasının yetersiz kaldığı bir alan olma niteliğini sürdürüyor. Yaşadığımız insan kurmacası düzenin el atabileceği alanlar oysa ki sınırlı. “Çağdaş Sanat” kavramının da bunlardan biri olduğunu düşünüyorum, çünkü çağdaş sanat başlı başına rasyonel beyne bir başkaldırı niteliğinde. Bu başkaldırının etkilerini görmemizin ve çağdaş sanat kavramının hala kişilerce tartışılır olmasının nedeni yüzyıllar boyunca sanatın belli kalıplara sığdırılmaya çalışılmış ve tözünün silinmiş, yok edilmiş olmasıdır.

Spinoza şöyle diyor: "Töz sözcüğünden, kendiliğinden ve kendisi için var olanı anlıyorum. Bu kavramın meydana gelmesi için başka bir kavrama ihtiyaç yoktur."  Burada bilimsel ve sanatsal zekanın amacının birbirinden farklı olduğu yanılgısını yaratmak istemiyorum. Değinmek istediğim nokta, yöntem olarak birbirinden farklı olan iki düşünce yapısının birbirine yanlış şekilde uygulanmaya çalışılmış olmasıdır. Hal Foster’ın dediği gibi: “Çağdaş sanat” yeni bir kategori değil. Yeni olan bir şey varsa o da katıksız heterojenliği içerisinde çağdaş sanat addedilen çoğu güncel pratiğin, tarihsel belirlenmişlik, kavramsal netlik ve eleştirel yargıdan azade bir şekilde serbestçe salındığına dair bir histir.”1  Aynı zamanda Isabel Graw’ın da çağdaş sanat hakkındaki önermesini eklemek isterim: “…hiçbir dışsal amacın buyruğunda değildir; yalnızca kendi kanunlarına tabidir.” 2

Hal Foster, “Çağdaş Sanat Nedir?”, çev. Ayşe Boren, Skop Bülten, 1/12/2015, https://www.e-skop.com/skopbulten/cagdas-estetik-cagdas-sanat-nedir/2718

2 Isabel Graw, “Çağdaş Sanat Nedir?”, çev. Ayşe Boren, Skop Bülten, 1/12/2015, https://www.e-skop.com/skopbulten/cagdas-estetik-cagdas-sanat-nedir/27183


Elbette ki her alanda olduğu gibi çağdaş sanat kavramının da objektif bir dış gözden denetlenmesi gerektiği gerçeğinin bir kenara atılması taraftarı değilim. Sadece bu değerlendirmenin hatta yerinde görüldüğü takdirde sınırlarının çizilmesinin aşamalarında yer alacak fikirlerin çağdaş sanatın özünü kavramış bireyler tarafından gerçekleştirilmesinin çok daha ilerici olacağı düşüncesindeyim.

 “…sanat biçimleri genellikle tutucudur ve değişmeye karşı direnç gösterir. Belli birtakım yaşama biçimleri bugün bile eski toplu yaşama düzeninden kalma bağların ve zorunluluklarının izlerini taşır. Bu romanın “açık” biçimi ve modern dram sanatı için doğru olmasa bile, görsel sanatlar için bir yere kadar,  müzik ve lirik şiir içinse kesinlikle geçerlidir. Sanatın büyüsel görevi çoktan ortadan kalkmış, biçimleri uzun çatışmalardan sonra yeni toplumsal koşullara ve gereksinmelere uymuştur.” 

3 Ernst Fischer, Sanatın Gerekliliği, çev. Cevat Çapan, 11. Baskı, Payel Yayınları, İstanbul, Ocak 2010, s. 161


 “Birçok modern sanat akımlarında ve yapıtlarında eskiye, masalsıya, “ilkel”e bile bile dönüş de bunun bir sonucudur. Yalnız malların değil, sanatçının bütün bütüne yabancılaştığı teknik, ekonomik ve toplumsal çarkın fetiş niteliği, son burjuva dünyasındaki sınırsız uzmanlaşma ve farklılaşma, bütün bunların hepsi “kaynağa”, kendi başına bütünlüğü olan bir birliğe karşı bir özlem yaratır. Sanatçının kolay, göz boyayıcı ve kendini beğenmiş her şeye karşı kuşkuyla bakması onu duyguları avlanmaya karşı direnen bir bağışlamazlığa, sertliğe ve eski anlatıma iter. İzlenimcilerin dünyayı ışık ve renk içinde eriten sanatını, yüzeylerdeki donuk titreşimi yadsıyan, sürekliliğini yakalamak isteyen bir karşı-akım izledi. Biçim üzerinde durmak başlıca amaç oldu; sanatçının ya da romancının çabası, insanları müzik ve şiir gibi konudan çok biçimle, doğrudan doğruya etkilemeye yöneldi. Birçok etken böylece birleşerek “kaynağa” duyulan romantik özleme yeni bir güç kazandırdı.” 4 

“Modern sanat ve edebiyattan çoğu zaman “gerçekliği yok ettiği” gerekçesiyle yakınılır. Gerçi böyle eğilimler yok değildir; ama aslına bakarsanız, gerçekliği yok eden ne yazarlardır ne de ressamlar. Bir önceki günün gerçekliği, çoktan kendinin gölgesi haline gelen bir gerçeklik, birtakım sözlerin, önyargıların, ikiyüzlülüğün katı kalıpları içinde kendini koruyarak yaşar. Koca bir araştırma, soruşturma, inceleme, istatistik, toplantı, rapor ve gazete haber başlığı çarkının son ürünü de Herkes’in ve Hiç kimse’nin uydurma dünyasını yansıtan resimli romanlardır. Sayısız “görüş açıları”nın sonucu aslında bu görüşler arasındaki korkunç benzerlikten başka bir şey değildir. Bir zamanlar gerçekliği yansıtan bir takım kalıplar durmadan önümüze sürülür. Bugün bir petrol kralı ile kutsal bir resim arasında ne kadar benzerlik varsa bu kalıplarla gerçeklik arasındaki benzerlik de o kadardır.” 5

 Modern sanata değinen bu yazı aslında çağdaş sanat içinde tercümanlık yapmaktadır. Çağdaş sanat, modern sanata göre daha liberal bir tutum sergilese de birbirlerini takip eden bu iki görüşün ortak özelliği yerleşmiş olan ve gerçekliğini yitirmiş bazı kalıplara başkaldırmalarıdır. “Kaynak’a Duyulan Özlem”i çağdaş sanat kavramı içerisinde rahatça gözlemleyebilmekteyiz.

4 Ernst Fischer, Sanatın Gerekliliği, çev. Cevat Çapan, 11. Baskı, Payel Yayınları, İstanbul, Ocak 2010, s. 162

5 Ernst Fischer, Sanatın Gerekliliği, çev. Cevat Çapan, 11. Baskı, Payel Yayınları, İstanbul, Ocak 2010, s. 162


ÖLÜM ÜZERİNE

2019 yılında, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde, Gevser Gökçe tarafından gerçekleştirilen Ölüm Sanat Mekan Sempozyumu’nun 10. etkinliğine katılarak edinmiş olduğum bilgilere dayanarak, ölüm hakkındaki fikirlerimi sunacağım. Ölüm kavramı hayatın bir parçası olmasına rağmen her kültürün bu gerçekle yüzleşme şekli birbirinden farklılık gösteriyor. Aslında işin acı olan tarafı, var olan bir şeyin gerçekliğinden çok onunla nasıl başa çıktığımız, onu nasıl karşıladığımızdır. Gerçekleşen bu sempozyumun ana teması Meksika Ölüler Günü’ydü.  Yaşayanlar ve ölüler arasındaki geçiş yolunun açık olduğuna ve ölen yakınların ziyarete geldiğine inanılan bu kutlamada ölüler diyarından gelenlere sevdikleri çeşitli hediyeler sunulur.

Resim 1 José Guadalupe Posada, La Catrina, http://sddayofthedead.org/posada.htm


DenHolm

Steven John Clark, zamanının çoğunu mezar taşı yapımında geçirdikten sonra kendi heykellerini yapmaya başlıyor. Ancak, hayatını ve gelişim sürecini aktarırken değindiği noktalardan biri yaşamın düz bir çizgiden oluşmadığı yönünde. “İnsanlar hata yapar, ve en iyi şeyler planlandığı gibi gitmez. Bizler robot değiliz, aynı şekilde sende değilsin. Günümüzde, insanlar dünyanın kilometrelerce yukarısından uydularla hava tahmini yapmalarına rağmen yanılabiliyorlar. Etrafımızdaki her şey kesin olarak ölçülemediği, kategorileştirilemediği gibi.” 6

 

Resim 2 Steven John Clark, https://www.instagram.com/p/BqwkbxrFtvh/

 

“Biz mantıksız bir bütünüz, cehennemle sarmalanmış bu anlaşılmaz güzellik, beceriksiz kovalamalarımızla beraber gülerek bizden uzaklaşıyor. İnsan doğası bunu gerektiriyor, beceriksiz ve garip, bundan çok daha fazlası olmasına rağmen güzelliği mükemmellik derecesinde sınırlandırıp tanımlamaya çalışıyoruz.” 6

 

Resim 3 Steven John Clark, https://www.instagram.com/p/B-zHqP-FIks/


“Yapıtlarımızda zeka yerine yapay bir aptallıkla karşılaşma ihtimaliniz çok daha yüksek. Gerçekte, bu aptallık, negatif çağrışımlarına rağmen, bizi güzelliğe daha da yaklaştırıyor. Hatalarımız dokunulmamış bir patikanın iyi yürünen izlerine dönüşüyor.” 6

“Ne büyük bir zevk özel olanı görmek, farklı olanı, gözlerini dikmek ve bir anlığına durmak. Hiçbir şeyin mükemmel olmadığını, olmaması gerektiğini hatırlatmak için olan kaotik bir vaha.” 6

“Onlar sadece bulutlar. Biz onlara bakıyoruz, onlar da bize bakıyor. Bulutlar istediğimiz her şey olabilir; sadece görmemiz, işaretlememiz, ve söylememiz yeterli.” 6

 

6 Steven John Clark, çev. Irmak Öztürk, https://www.den-holm.com/story/


Doğaüstü Varlıklar

Ayrıştırıp ele aldığımız diğer konulardan biri. Periler, cinler, melekler, şeytanlar, uzaylılar vb, varlıklarını hissettiğimiz ama beş duyumuzla varlıklarını kanıtlayamadığımız kavramlar. İnsanoğlunu biraz daha iyi kavrayabilmemiz için tuttuğumuz aynalardan biri. İnsan kendi içinde sadece hayvan değil, aynı zamanda doğaüstü özellikler de taşıyan bir canlı. Gündelik hayatın yüklerinden birazcık olsun kurtulabildiğimizde bunun etkilerini gözlemleyip kendimize pay çıkarabiliriz. Kavramları incelemek için ayrıştırmak gerekli de olsa, araştıran özne konunun bir parçası olduğunu unutmamalı.


Doreen Garner

Doreen Garner, insanoğlunun materyal zevk mekanizmasıyla insan bedenindeki organların ve çeşitli salgıların aslında birbirleriyle bağlantılı olduğunu bize hatırlatıyor. Hayatın bir gerçeği olan bu ikiliği işlerine yansıtıyor. İnsan her şeyiyle bir bütün; statü, giyim, entelektüel kapasite ayırt etmeksizin bir parçamız her zaman etten ve savunmasız.


Resim 8 Doreen Garner, Toothed Decatur, 2015, http://www.doreengarner.com/

Cam, diş, takma saç, büyüteç, Swarowski kristali, metalik sarma kağıdı, inciler, kondomlar, fiber polyester, üretan kauçuk, pirinç çiviler, ahşap boyası



Sadomazoşizm

Marquis De Sade’la beraber edindiğimiz bu kavram insan ruhunun ve bedeninin sınırlarını bize tanıtıyor. Sadist ve mazoşist olarak adlandırdığımız iki kutup yan yana gelerek çeşitli yöntemlerle aralarında bir dinamik oluşturup, oluşturulan dinamiğin sağlamlığını test ediyorlar. Yani buradaki amaç sanılanın aksine karşı tarafa zarar vermek değil, sınırları zorlayarak alınan zevki artırmaktır. Roller değişilebilir, sadist mazoşiste, mazoşist sadiste evrilebilir. Bu değişimden de anlayabileceğiniz gibi kişi kendisine yapılmasını istemediği bir hareketi karşı tarafa uygulamayacaktır, veya karşı tarafın hayatını riske atacak bir harekette bulunmaktan kaçınacaktır. Yine de sınırların zorlatılarak genişlediği gerçeği değişmemektedir. Bu insan hayatı için de geçerlidir. Geliştirilmek istenen konu, sınırları zorlanmadığı sürece kendi döngüsüne hapis olmaya mahkumdur. Yani sadomazoşizm’in olumlu özelliklerinden özgürleştirici olmasını ve karşılıklı güveni artırmasını sayabiliriz.


Resim 11 Naked, 1993, https://www.imdb.com/title/tt0107653/?ref_=fn_al_tt_1




Ölüler

Zaman kavramından bahsedecek olursak ölüler bir nevi insanın geçmişidir denilebilir. Geleceğe baktığımızda, onu hayal etmeye çalıştığımızda, yapmamız gereken şey geçmişe yani kendi ölülerimize bakmak olacaktır. Ölüler hali hazırda tamamlanmış öğeleri temsil ettiğince geleceğe ışık tutarlar. Ölüm yoksa gelecek de yoktur.

 

Resim 12 The Haunted House, 1929, https://en.wikipedia.org/wiki/The_Haunted_House_(1929_film)


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Geçmişten Günümüze Sanatta “Eril Bakış” Anlayışı