Geçmişten Günümüze Sanatta “Eril Bakış” Anlayışı

Defne Akçay



Bakış kavramı (ing: gaze) sıradan görme eyleminden ayrı olarak daha bilinçli ve duygu yüklü bir algıyı ifade etmektedir. Eleştirel teori, sosyoloji ve psikanalizde bakış, görme eylemi ve felsefi ve mecazi anlamda, bir bireyin diğer bireyleri, grupları ya da veya kendini nasıl algıladığıdır. Göz dikme eylemi, imgeyi sahiplenme durumlarına gönderme yapmakta olan bir durumdur. Üzerine tartışmaların hala devam etmesiyle birlikte bakışın çoğunlukla sosyal dominantlığı, cinsel çekimi ve ilgiyi beraberinde getirdiği ve hafızayı desteklediği yaygın gözlemler arasındadır. 


Bu yazıdaki konu eril bakışa odaklanmaktadır. Feminist teoride eril bakış, kadınları ve dünyayı, görsel sanatlarda ve edebiyatta, kadınları erkek izleyicinin zevkine yönelik nesneler olarak sunan ve temsil eden erkeksi, heteroseksüel bir perspektiften tasvir etme olayı olarak tanımlanır. Fakat bu durumun tamamını kapsayan bir tanım değildir. Özellikle günümüzde cinsiyet kavramının akışkanlığının da toplum tarafından daha çok benimsenmesi ile birlikte eril bakış kavramı heteroseksüel bir perspektif ve yalnızca kadına yönelik olmaktan çıkmıştır. Yönelim fark etmeksizin bireylere kendi algılarını ‘ayna’ niyetinde sunarak toplum algısının şekillendirilmesi eril bakış kavramı altında toplanmıştır. Yalnızca erkekler tarafından değil, tarih boyunca kadınlar tarafından da müdahale edilmiş bir kavramdır. 


Eril bakışı tamamen ayırt edebilmek için öncesinde bazı durumların algılanması şarttır. Tanım kendi içinde sürekli olarak şekillenmeye devam etse de değişmeyen şeylerden biri eril bakışın fiziksel algıyı kapsadığı ve çoğu zaman ön plana almaya çalıştığıdır. Bu yüzden tarih boyunca kadın ve erkek bedeninin nasıl görüldüğünü incelemek çok önemlidir. 

a. Willendorf Venüsü


Willendorf Venüsü günümüzden 28,000 yıl önce, Paleolitik dönemde yapılmış bir figürdür. 11 cm boyutundaki figür 1909 yılında Avusturya’daki Willendorf yakınlarında bulunmuştur. En eski örneği Hohle Fels Venüsü (40,000 yıl önce, Almanya) olmakla beraber Willendorf Venüsü tarihteki en eskiikinci ve en çok bilinen kadın figürüdür. 

Asıl Venüs bu heykelciklerden yüzyıllar sonra ortaya çıksa da hepsinin ortak güzellik algısını temsil ettiği düşünüldüğünden Venüs olarak adlandırılmaktadırlar. Birçok alanında uzman kişi bu genellemeye karşı çıkmış ve bu heykelciklere kadın diye hitap edilmesi gerektiğini savunmuştur. Doğum ve cinsellikle özdeşleştirilen vücut bölümlerinin vurgulanmış olmasıyla tanımlanır. Yüzü yoktur ve kolları göğüslerinin üzerinde, vücudunun aksine çok zayıf bir şekilde betimlenmiştir. Şans figürü, ana tanrıça sembolü veya erkek tarafından erkeği yüceltmek için yapılmış bir afrodizyak olabileceği söylenir. 


McDermott yazdığı ‘Self-Representation in Upper Paleolithic Female Figures’ isimli makalesinde bu heykelciklerin cinselliği simgelemek adına ve bir erkek tarafından yapılmış olduğu algılarının kesin olmadığını hatırlatır.  Bu tür algıların toplum tarafından dayatıldığını ve karşılaşılan her şeyin belirli kavramlar adı altında incelenmesinin kısıtlayıcı olduğunu savunur. Heykelciklerin bir amaç gütmeksizin veya bir kadının kendini algılayışını yansıtmak amacıyla yapılmış olabilecekleri ihtimalinin arkasında durur. 


Her ne kadar yıkılmaya çalışılan bir algı olsa da önümüzdeki durum toplum için Venüs’ün güzelliği ve aşkı simgeliyor oluşudur. Bu algı nesilden nesile aktarılmış, günümüze kadar gelmiştir. 


b. Alain Jacquet - Camouflage Boticelli (Birth of Venus) (1962-4, Yağlı Boya)


Alain Jacquet (1939-2008),  Fransız bir sanatçıdır. Direkt olarak 1960’ların Fransız Nouveaux Rèalistes sanatçılarıyla ya da Pop Art ile bağlantılı olmasa da, eserlerinin de sıklıkla bir arada sergilendiği bu iki akımla bağdaştırılır. 


Günlük hayata dahil olmuş şirket logolarını ve mekanik olarak yeniden ürettiği tabloları birleştirerek reklamcılığın çağdaş kültür üzerindeki etkisini mizahi bir biçimde eleştirir. Venüs’ün Doğumu tablosunun üzerinde benzin şirketi ismi olan ‘Shell’ yazılı ve logolu benzin pompası bulunan eseri kamuflaj serisinin en önemli parçalarından biridir.

Sanatçısı direkt olarak eril bakış kavramı altında işler üretmiyor olsa da bu eserinde yaptıkları bağımsız bir şekilde konuyla alakalı hale gelmiştir. Vücut hatlarıyla önemli görülen, hatta tanımlanan bir figürü parçalara ayırmış, bu güne kadar onu tanımladığına inandığımız hatlarından uzaklaştırmıştır, sarı ve gösterişli saçları artık siyahtır fakat beklentilerin aksine gördüğümüzün Venüs olduğunu inkar etmemiz imkansızdır. O burada daha az ‘kadın’ değildir. Aksine, bunca zamandır sığdırılmaya çalıştığı kelimeden fazlasıdır Venüs ve bu eser bilinçsizce da olsa bu durumu çok başarılı bir biçimde özetlemiştir. 




c. Priapos


Eril bakışın çift taraflı oluşu unutulmamalıdır, bu sebepten geçmişteki erkek tasvirlerine ve onların çağdaş yorumlarına da değinmek çok önemlidir. Yunan mitolojisinde bereket tanrısı olan Priapos, yerel bir Anadolu tanrısıdır. 


Priapos figürlerinde küçük ve çirkin bir adam olarak ifade edilirken, penisin kendi kadar uzun olmasıyla dikkat çekmektedir. Erkeklik, cinsellik, güç, üreme ve doğurganlığın tanrısı olarak kabul edilmiştir. Roma döneminde insanlar boyunlarına tanrı Priapos’un cinsel organını ifade eden minyatür fallus objelerini kötü şansa, kötülüğe ve kötü gözlere karşı koruyucu tılsım olarak takmışlardır. Erkek cinsel organına tapınma ve ibadet olarak tanımlanan kült Antik Yunan ve Roma’da kendini Priapos kültü içinde göstermiş, tanrının en önemli özelliği olan fallus’u erkeklik, güç, iktidar, bereket ve yaşamın tek kaynağı olarak görmüştür. 



Priapos’u biçim ve anlam bakımından Willendorf Venüsü’yle karşılaştırdığımızda var olan durumu temelinde algılamak mümkündür. İki figür de hem görüntü hem de anlam bakımından cinsellik konusunda yüceltilmiştir, doğurganlık ve bereket bazında birleşmiştir fakat kadın figürünün yolu doğurganlık ve güzellik tarafında sona erir ve erkek figürü güç, iktidar gibi kavramları tek başına ele alır.  Bu durum artık dini inanç bakımından etkisizmiş gibi görünse de topluma köklerini salmış, bireyleri cinsiyet rollerinin hazır olduğu bir çevreye doğdukları koşullar altına almıştır. 


d. İsmet Doğan - Priapos (2012, Bakır Heykel)

‘Karşılaştığım, maruz kaldığım şeyi yeni bir bağlamda ele alıyorum, müdahale ediyor ve temellük edileni kendime mal ederek yeni bir bağlama oturtuyorum’ 


Bu eserde sanatçının Priapos’u alaycı veya eleştirel bir şekilde yorumladığını açıkça görebiliriz. Vurgulanan cinsel organ bakımından bir şey değişmemiş fakat Priapos’un ağzına yerleştirilerek bir kendini tatmin etme durumu yaratılmıştır. Penisin anormal boyutta ve sürekli erekte halde olması acı veren bir hastalıktır ve adını Priapos’tan almıştır. Burada görülen şey aslında zayıflık ifade eden bir durumun bile güç gösterisi, bir ‘ideal’ haline getirilmesidir. 


Bu eserle ilgili bir diğer eleştirel yön ise fotoğraflanma şeklidir. 2000’li yıllarda aynalar sanatçı için temel bir çalışma materyali haline gelir. Yarı mat ve saydam aynalar, iç-dış bükey aynalar içinde seyirci akseder, ve kendi bedeniyle bir yabancı olarak karşılaşır.


  1. Cinsiyetin Akışkanlığı


Giriş yazısında da ifade edildiği gibi eril bakış, heteroseksüel bir erkeğin kadını anlayışından çok daha geniş bir kavramdır. Eril bakış kadın tarafından da pratiği yapılabilecek bir şey olduğu gibi bu kavramı kadın ve erkek olarak ayırmak anlamsızdır. Bu anlamsızlığı kabul edebilmek için cinsiyetin ve rollerinin akışkanlığını incelemek gerekir. Bu akışkanlığın günümüz dünyasında ortaya çıkan bir durum olduğu algısı yaygındır fakat aslında tarih boyunca var olan bir durumdur. 


a. Gian Lorenzo Bernini - Sleeping Hermaphroditus (1619)


Hermaphroditus, Afrodit ve Hermes’in çok yakışıklı oluşuyla tanınan oğludur. İda Dağı’nda büyütülmüş, Halikarnas yakınlarında dolaşırken su perisi Salmacis ile karşılaşmıştır. Salmacis Hermaphroditus’u görür görmez ona aşık olmuş fakat onu baştan çıkarma çabalarının sonucunda reddedilmiştir.

Hermaphroditus, Salmacis’in gittiğini düşünerek havuza girmiştir ve o an Salmacis gelip ona sarılmış, onları birleştirmeleri için tanrılara dua etmeye başlamıştır. Dileği kabul olmuş, bedenleri iki cinsiyetin de özelliklerini barındıran bir beden formunda birleşmiştir. 


Mitolojide bu durum tanrısal bir olay olarak anlatılsa da dönemin toplumunda çift cinsiyetli doğan çocuklar lanetli olarak görülmüştür. Bu da bir nevi cinsiyetin akışkanlığının varlığının yanında bir kesim tarafından kabul edilirken diğer kesim tarafından reddedildiğinin kanıtı olarak sayılabilir. 


b. Moya Yanso - Mblo Mask


Batı Afrika’da bulunan Côte d’Ivoire’da yaşayan 400,000 Baule için oymacılık çok zengin bir gelenektir. Birçoğu maske yapımında ustalaşmıştır. Bu maskeler 1900’lerin başında Kami köyünde yapılan gösterilerin bir parçasıdır. 


Baule gösteri maskelerini Goli ve Mblo olmak üzere ikiye ayırmaktadır. Bir Mblo maskesiyle gösteri yapmak için kişinin yüzünü kaplayan ahşap bir maske takması, davulcular, şarkıcılar ve dansçılar tarafından oluşmuş bir kalabalıkta dans etmesi gerekmektedir. Kami köyünde Mblo parodicilerine ve dansçılarına Gbagba denirdi. Maskeler sergilenmek için yapılmadıklarından kullanılmadıkları zamanlarda ortadan kaldırılırlardı. Gbagba gösterileri 1980’den beri yapılmamaktadır ve yerine yeni maskeler ve gösteri çeşitleri gelmiştir.


Baule’ye göre heykeller birçok fonksiyona hizmet eder ve bunlar zamana ve içeriğe göre çeşitlilik gösterebilir. Bu maskelerin kullanılmadıkları zamanlarda ortalıkta tutulmamalarının en önemli sebeplerinden biri fiziksel karakteristikleridir. Batı Afrika’da heykellerin bir şeyi gerçekleştirebilme güçleri olduklarına inanılır ve bu maskeler çoğunlukla atalarını ve sevdiklerini onurlandırmak için onlara ithafen yapılır. Bir maskenin fiziksel varlığı göremediğimiz dünyaların bizim dünyamızla etkileşime geçebilmesini ve değişiklikler yapabilmesine izin verir. Bilim insani Susan Vogel Gbagba’nın Kami insanlarını günlük işlerin yüklerinden arındırdığını, onlara eğlenme, yas tutma, sosyalleşme ve ziyafet çekmelerine fırsat tanıdığını söyler. 


Geçmişteki maskelerin sanatçıları ve içerikleri konusunda hiçbir bilgiye rastlanamamıştır. Bu maskeyi özel kılan durum bu açıdan bir istisna oluşudur. Yapımı süreci ve performans kayıt altına alınmıştır. Yukarıdaki fotoğrafta yaşlı bir kadının Mblo maskesinin yanında fotoğrafını görüyoruz. Bu kadın Moya Yanso’dur ve maske de ünlü Baule sanatçı Owie Kimoı tarafından yapılmıştır. Maskeyi tutan ise Moya Yanso’yu temsil eden maske ile Gbagba gösterisi yapan üvey oğludur. Orijinal olarak Moya Yanso’nun kocası Kouame Ziarey tarafından sipariş edilmiş ve gösterilerde takılmıştır, sonrasında bu geleneği oğulları devam ettirmiştir. 


Maskede geniş bir alın ve küçük bir ağız olması bilgeliği, sol gözün sağ gözden biraz yukarıda olması karmaşa hissini, yüzün etrafında sakal gibi görünen çıkıntılar yaşı, pirinçten yapılan üçgenler sağlığı ve soyut saç modeli iç güzelliğini temsil eder. 


Bu gösteriler sırasında performansın kişiyi ne kadar iyi onurlandırdığına hep birlikte karar verilir, ortak algılar yaratılırdı. Dünyanın başka yerlerinde böyle bir durumun söz konusu bile olmadığı bir zamanda bir erkeğin kendini bir kadının yerine koyması, onun toplumsal rollerini yüceltmesi ve kendi algısını izleyicinin önüne sunması; bunun sonucunda topluluktan aldığı dönütlerle cinsiyet ve birey kavramının sözsüz bir şekilde incelenmesi akışkanlığın en doğal ve müdahale edilmemiş örneklerinden biridir. 


c. Claude Cahun - Self Portraits 


‘Masculine? Feminine? It depends on the situation. Neuter is the only gender that always suits me.’


Claude Cahun (1894, Fransa - 1954, Jersey) bir fotoğrafçı, heykeltıraş ve yazardır. Annesinin hastalığından dolayı büyükannesi tarafından büyütülen Cahun,  okuduğu okulda anti-semitism’e maruz kalmış, 18 yaşında kendi portrelerini çekmeye başlamıştır. 


Kendini hiçbir zaman iki cinsiyetten birine tamamen ait olarak hissetmemiş, maskülen veya feminen oluşunun ruh haline ve içinde bulunduğu duruma göre değiştiğini ifade etmiştir. İzleyicisini üçüncü ve nötr bir cinsiyetle tanışmış, 18 yaşından beri çektiği portreleriyle bu değişkenliği gözler önüne getirmiştir.   


      d. David Bowie (1947-2016) 


‘I felt puny as a human. I thought, ‘Fuck that. I want to be a superhuman.’’


David Bowie, efsanevi bir rock yıldızı olmasının yanında cinsiyetsiz modayı ana akıma yerleştirmiş ve modanın ve cinsiyetlerin sınırlarını bükmüş (ing:gender bending) olan bir moda ikonudur. Günümüzde hala sayısız sanatçı ilham kaynağı olarak Bowie’yi göstermektedir. 


Bowie en çok performanslarında yarattığı alter egolarıyola tanınırdı; Ziggy Stardust, the Thin White Duke, Major Tom… ‘Gender-bending’  modayı sundu, kadın ve erkek için ortak ve deneysel saç-makyaj trendleri yarattı. Hiçbir zaman sınır tanımayışıyla bir öncü haline geldi.   e. Greer Lankton - It’s All About ME, Not You (1996)


Greer Lankton işleri takıntılarını ortaya çıkaran otobiyografiler olan Amerikalı bir sanatçıdır. Lankton’un bebekleri ve yarattığı ambians saflık ve çöküşün, umut ve pathos’un yatıştırıcı bir birleşimini oluşturur. İşlerinin tamamen kendisiyle ilgili olduğunu, uyuşturucu bağımlısı, geçmişisinde büyük travmalar yaşamış şizofren ve trans bir birey olarak yaşadığı yolculuğu ifade ettiğini söylemektedir. Fakat bunların ötesinde, toplumdan dışlanmış biri olarak, cinsiyet ve yönelimi sorgulamış, popüler kültür ve tüketim toplumunu eleştirmiştir. 


Eserdeki imgeler teker teker ve sonrasında toplu bir şekilde incelendiğinde görülen şey bir kafa karışıklığından öte bunların yarattığı yepyeni, rengarenk bir dünyadır. Tek derdi kendi iç dünyasını yansıtmak olan sanatçı, iç kaos yaşayan diğer insanlara da çok güzel bir yol açmıştır aslında. Toplum tarafından yaratılmış moral ve cinsiyetçi yaklaşımı ortadan kaldırmış, bunların anlamsız olduğu biricik gerçekliğini yaratmıştır. Tertemiz ve ideal olmanın aksine insani duyguların hepsini kapsayan bu dünyada cinsiyet rolleri yoktur ve görselde var olan her şey birbiriyle çelişmektedir. Bu durumun farkında olmak eril bakış ve izleyicisi arasındaki çelişkiyi anlamak için çok önemlidir. 

2. Bakış 


a. Modigliani - Female Nude //// Francois Boucher - Brown Odalisque (1745)



Bu iki tablonun ortak noktası, 2018 yılında Amerika’nın Utah eyaletinde bir öğretmenin işini kaybetmelerine ‘sebep’ olmuş olmalarıdır. Öğretmen lokal bir kitapçıdan aldığı sanat kartpostallarını öğrencilerine dağıtmış, tablolardaki renk kullanımlarını incelemelerini istemiştir. Bu tabloların bulunduğu kartları gören veliler ödevin ahlaka aykırı olduğunu düşünmüş, öğretmenin öğrencilerine ‘pornografik’ içerikler gösterdiğini düşünerek şikayet etmişlerdir. Bu durumu savunan velilerin de olmasına rağmen olayların sonucunda öğretmen işini kaybetmiştir.

Bu bölümde incelenecek durum çıplaklığın, çıplaklığa bakışın ve çıplak olanın bize bakışının incelenmesidir. Kadın ve erkek figürünün toplumsal ahlak çerçevesinde yerini görmek ancak geçmişten günümüze sanatı inceleyerek sağlanabilir. 


b. Dürer - Adam and Eve (1504)


Genesis’e (Tekvin) göre ilk çıplaklık Adem ve Havva ile başlar; 


‘Ve kadın ağacın meyvelerinin yenmeye değer olduğunu gördü, göze hoş göründüğünü gördü ve bilgilenmek için bu ağacın arzulanması gerektiğini anladı ve meyveyi kopardı ve yedi; kendisiyle birlikte kocasına da verdi ve o da yedi. 


İkisinin de gözleri açıldı ve çıplak olduklarını gördüler ve incir yapraklarını birbirine ekleyip önlerine örtü yaptılar… Ve yüce Tanrı erkeği çağırdı ve ona şöyle dedi: ‘Nerdesin?’  ve erkek de dedi ki: ‘Sesini bahçeden duydum ve korktum; çünkü çıplaktım ve saklandım’… 


Ve kadına da şöyle dedi Tanrı: ‘Senin acılarını ve doğurganlığını arttıracağım; çocuklarını acı içinde dünyaya getireceksin, arzuların kocana yönelecek ve seni o yönetecek’


Bu öyküde çarpıcı olan çıplak olduklarını fark etmeleridir. Aslında hep çıplaktırlar fakat elmayı yedikleri için birbirlerini farklı görmeye başlarlar. Çıplaklık, kıyafet giymeme değil; utanma halinin kendisidir. Bu demektir ki çıplaklık bakanın zihninde doğmuştur. 


Hikayede iki durum söz konusudur; duyulan utanç ve erkeğin egemenliği. Adem de Havva da elmayı yemiş, ‘utanılacak’ bir davranışta bulunmuştur. İkisinin de ayni günahı işlemiş olmasına rağmen Tanrı Havva’yı cezalandırmış, onu erkeğinin egemenliğine mahkum etmiştir. Bunun nedeni bilinemez fakat sonuçları tarih boyunca açık bir şekilde incelenebilir. İlerleyen süreçte görülecektir ki utanç kaybolmuştur fakat erkeğin egemenliği çok uzun bir süre zedelenmemiştir.


c. Stefan Lochner - Last Judgement (1435)  //// Limbourg - Fall and the Expulsion (1434)


Tablolarda kutsal olan giyinik, kalanlar utançlarından dolayı çıplak bir şekilde tasvir edilmiştir.












d. Michaelangelo - The Last Judgement (Sistine Chapel, 1536 - 1541)


Bu eserin bir dönüm noktası olmasının sebebi çıplaklığın, yani utancın ortadan kalkışını simgeliyor oluşudur. Orijinalinde kutsal olanlar da, diğerleri de eşit çıplaklıkta tasvir edilmiştir. Papa’nın siparişi olmasına rağmen yapımından sonra katolikler tarafından tepki görmüş, ekspoze edilmiş cinsel organlar kapatılmıştır. Ölümlülere hakim olan ‘utanç’ ortadan kalkmış olsa da kadını temel alan koşullarda varlığını sürdürmektedir.


Bunun en önemli kanıtlarından biri  Hermaphroditus örneğidir. Tanrılar arasında kutsal olan çift cinsiyetlilik toplum için hala bir lanet statüsündedir. Kadının çıplaklığı da bu eserde cesurca resmedilmiş olsa da toplumun görüşü hala sabittir, tablonun değiştirilmesi de bunun en önemli kanıtıdır. 


e. Susannah ve Kentin Büyükleri - Tintoretto (1518 - 1594)


  Bu noktada kadın kendi başına çıplak değildir. Seyircinin onu gördüğü biçimde çıplaktır ve temelinde iki ayrı durum söz konusudur. Birincisi, seyirci kadını izlerken kadının ona bakmasıdır. Sahiplik ifadesi söz konusudur. Kadın o an olan her şeyi bırakmış, izleyicisini izlemektedir. Bu izleyiciyi yücelten, zenginleştiren bir durumdur. 

İkinci durum ise kadının aynadan kendini izleyerek izleyicisine katılması durumudur. Bu durumun kadının kendine olan hayranlığını temsil ettiği söylenirdi fakat bu dönemlerde kadının kendi çıplaklığını takdir etmesi, erkeğin kadını takdirine tam tersi olarak ‘ahlaksızlık’ olarak adlandırılırdı. İlk tablodan farkı, kadını da eril bakışa dahil ediyor oluşudur. Kadının kendisini seyirlik görmesini sağlar, güzelliğinin onayının erkeğin bakışına bağlı olduğu gerçeğine inandırırdı. Erkeği de kadını izleme yükümlülüğüne maruz bırakır, kadınla bundan öte bir ilişkisi olamayacağına inandırırdı. 


f. Venüs, Küpid, Zaman ve Sevgi - Bronzino //// Bacüs, Cerse ve Küpid - Von Aachen


Bu tablolarda ise kolaylıkla görülebilen durum çıplaklığın kadının duygularının dışavurumu olmayışıdır. Sahibinin duygularına ve isteklerine boyun eğmiş, duruşunun cinsellikle bir ilgisi olmayan bir kadının tasviri söz konusudur. Resim tamamen erkekliğin cinselliğini uyandırmak için yapılmış, kadının zevki görmezden gelinmiştir. Bazı kaynaklarda bu durum ‘kadını natürmort bir tablodaki meyve ile karıştırmak’ şeklinde betimlenmiştir. Bunun sebebi o dönemde natürmort tabloların bu kadar satıyor oluşunun sebebinin sahibinin zenginliğini gösterişli bir biçimde anlatıyor oluşundan kaynaklanmaktadır.  Bu tür tablolarda kadının rolünün de bir meyveden farkı yoktur. 





g. Sylvia Sleigh - Philip Golub Reclining (1978)


Velazquez’in Aynadaki Venüs’ünün duruşunu benzer bir şekilde yansıtır. Bu eser aynı zamanda sanatçısını da izleyicisinin gözleri önüne sererek Batı anlayışındaki sanatçı erkek / tanrıça kadın anlayışını yıkar. 


Sanatçı diğer işlerinde de konuya dikkat çekmek adına erkekleri tarih boyunca kadınların resmedildiği pozlarda çizer, duruma farklı bir bakış açısı katarak kadın temeline kurulmuş sanata büyük bir eleştiri sunar. Eserlerinde çoğu zaman eşini model olarak almıştır. 



h. Jeff Koons - Hand on Breast (1990)


‘I try to create work that doesn’t make viewers feel like they’re being spoken to, so they feel open for participation.’


Jeff Koons Amerika’nın en önemli çağdaş sanatçılarından biridir. Warhol teneke kutuları ele alırken o günlük hayat objelerini ele alır, onları ön plana çıkararak bir estetik oluşturur; vitrin yaratır. Yaptığı eserler ‘kitsch’ olarak değerlendirilime ve üretim sektörü ve tüketim toplumuna yorum niteliğindedir. 


Geçmişteki tablolar gibi etkisini bakış yoluyla sağlayan bu eser, kadın ile birlikte erkeği de bakma ve bakılma eyleminin içine dahil etmiştir. 


  1. Marina Abramovic & Ulay - Imponderabilia (1977 - https://www.youtube.com/watch?v=UDM7WJxbXNY)


Bunca zaman bakan olan izleyiciyi tablonun içine davet etme vakti gelmiştir. Marina ve Ulay tarafından gerçekleştirilen bu performans sergi salonunun girişine yerleştirilmiştir. İçeriye girmek için bu ikilinin arasından geçen herkes bir saniyeliğine bile olsa olaya dahil olmuş, izleyicin kaçtığı etkileşimi tecrübe etmek zorunda bırakılmıştır. Bu noktadan sonra utanç yükü yalnızca imgenin değil izleyicisinin de sırtına bindirilmiştir. Bunu bir sandviç durumu olarak betimleyenler de vardır. 






j. Mary Cassatt - In the Loge (1878)


Mary Cassatt dönemindeki toplumun kadınlara yönelik beklentilerine karşı gelerek profesyonel bir sanatçı olmak için Avrupa’ya gelen Amerikalı bir ressamdı. Bir empresyonist olarak kadınların iç yaşantısını betimlediği resimlerle ün kazandı. Eseri Paris salonu tarafından kabul edilmiş iki Amerikalı kadından biridir. 


Bir gün Edgar Degas’la karşılaştı ve onu radikal olarak görülen empresyonistlerle birlikte eserlerini sergilemeye davet etti. Arkadaşlıkları ve birbirlerine olan destekleri uzun yıllar devam etti. Aşağıdaki Degas eskizinden de anlaşılacağı gibi bu süreçte birbirlerinden etkilenmiş sanatçılardır. 


Mary Cassatt’ın bu tablosunun en önemli özelliği bir önceki eserde gözlemlenen sandviç durumuna izleyicisini dahil ediyor oluşudur.  Dönemde opera binaları izleyicisini cinsiyetine göre ayırmayan nadir ve popüler mekanlardan biriydi. Bu popülaritesinden dolayı birçok ressamın hedef mekanı olmuştur. İlk bakışta kadının operayı izlediği düşünülebilir fakat tekrar bakıldığında fark edilir ki kadın aşağıya değil tam karşıya bakıyor, birini izliyordur. Alışılagelmedik olan durum bakışın sahibinin kadın oluşudur. Arkada onu dürbünle izleyen bir adam vardır. Kadın kendi bakış gücüne sahip olsa bile seyirlik oluşu devam etmektedir. Tablodaki ikili duruş açısından karşılaştırıldığında kollarının, oturuşlarının eşit oranda özgüven içerdiği görülür. Kadının elindeki yelpazeyi erekte olmuş bir cinsel organ gibi tutuşu da bu güç gösterisinin bir parçasıdır. Dürbünün ana öğe oluşu gelişen teknolojinin bakışı güçlendirdiğinin bir kanıtıdır. Bu sebepten dolayı da sinema eril bakışın zirvesi olmuştur. 






k. Howard Hawks - To Have and Have Not (1944, Movie, https://www.youtube.com/watch?v=EBM5Bte4ltg)


Ernest Hemingway’in romanı baz alınarak çekilmiş bu film eril bakışın sinemadaki zirvesini ifade etmek için ortaya konulabilecek en önemli  örneklerden biridir. Sadece fragmanına bakıldığında erkeğin kuvvetli ve öncü olarak tasvir edilirken kadının dış görüntüsünden öte bir anlatıma geçilemediği çok açıktır. Kadın, erkek için vardır. Erkek ise hayatına anlam getirmesi için bir kadına ihtiyaç duyar fakat bu durum kadınlarınki kadar aciz değildir. Erkek karakter biriciktir fakat kadından bu anlamın kaynağı  olması değil, simgesi olması beklenir; yani güzel bir gülümsemesi olan ve sıcak bir çorba yapabilen her kadın bu adam için uygundur. Kadın içinse hikayedeki adam dışında bir opsiyon yoktur, mutluluğu ancak benliğini karşısındaki adama teslim edebilirse bulabilecektir. 


Kadının anlatımın yaratıcı değil taşıyıcısı  oluşu iki durumda incelenir; görsel ve içerik. Bakışın kendisinin zevkin kaynağı oluşuna fetişistik skopofili denir. Zevk bakmakta ve bakılmakta bulunur.  Kadının seyirlik oluşu sanatta hep vardı fakat sinemada kullanılan kadraj çeşitliliği vurguyu hiç olmadığı kadar güçlü bir hale getirmiştir. 


Bakmaktan ve bakılmakta bulunan zevk ayna teorisi ile açıklanabilir. Bazı teorilere göre bir bebeğin aynada kendi yansımasını gördüğü ilk an çok kritiktir. (Jacques Lacan) Ya saf bir şekilde kendini algılaycaktır, ya da aynadaki görüntüsünü benliği dışında bir varlık olarak algılayacak ve onu bir ‘ideal’ haline getirecektir. Bu idealin doğuşuyla fetişistik skopofili başlar, birey baktığı her yerde bir ideal arama haline girer. Bu noktadan sonra kadın için ideal olan seyirlik olmak, (tıpkı Susannah ve Kentin Büyükleri tablosunda kendini izleyen kadın gibi) erkek içinse seyreden ve karakteristik olan olmaktır. Sinemaya gittiğinizde filmden sonraki 1-2 saat izlediklerinizin etkisinden çıkamıyor oluşunuz skopofilinin genel anlamda en belirgin yan etkisidir. Neredeyse her insanın tecrübe ettiği bir durumdur fakat bazı psikanalistlere göre ilerlemesi durumu çeşitli cinsel ve kişisel takıntılara yol açar. 


İçerik anlamında söz konusu olan durum ise röntgenciliktir. (ing: voyeurism) Röntgencilik yine skopofili başlığı altında incelenir fakat farkı bir hikaye talep ediyor oluşudur. Suçluluk, affetme, affedilme, cezalandırma ve suçlama gibi durumlardan zevk alınmasına denir. Bu tür bir hikaye talebininin olması durumu da sadizm ile direkt olarak ilgilidir.  Bu iki durumun da uygulamasını en başarılı şekilde yapmış yönetmenin Hitchcock olduğu rahatlıkla söylenebilir. 


l. Alfred Hitchcock - Vertigo (1958)


Film, ana karakterin travmasıyla başlar ve olaylar da bu karakterin etrafında döner. Erkek, filmin uzun bir süresi boyunca kadını takip eder, onunla iletişim kurmaz. Kadına yönelen tüm duyguları seyirlik bir tecrübeden kaynaklanmaktadır. Kadın iste tabiki erkekten daha acizdir, sürekli olarak bir arayış halindedir. Hem karakterinde, hem de bakışlarında bu arayışı görmek çok kolaydır. 


Görsellerde de görüldüğü gibi erkekteki tutku durumu kadında zerre yoktur. Hayatına anlamı getirdiği, bunca zaman kollarında olmak istediği erkeğin yanında olsa bile arayışı devam etmektedir. Bu arayış izleyiciye yönelik bir arayıştır. Erkek, karakteri aracılığıyla izleyicisi için bir ideal sunar. Bu, ulaşılamaz bir idealdir. Kadın uzaklara bakarak bakanı bu tablonun içine alır ve iki saatliğine bile olsa onu bu ideale ulaştığına inandırır. Tam olarak bu sebepten eril bakışın etkisini gösterebilmesi için tek karakter hiçbir zaman yeterli değildir. 





m. Alfred Hitchcock - Rear Window (1954, https://www.youtube.com/watch?v=krcUdHx5n6M)


Bu filmde ise en önemli durum tüm olayların erkeğin etrafında geçiyor oluşudur. Hitchcock filme karakterin odasında bir tur atarak başlar. Mesleği, hobileri ve kişiliği hakkında pek çok bilgi edinmeniz sağlanır. Olaylar başlamadan önce karakterin yaşadıklarına göz atılır. Fakat kadın karakterler için aynı durum söz konusu değildir. Güzellikleri ve sahip oldukları giysilerden ötesini göremediğiniz gibi, düşünme ihtiyacı da hissetmezsiniz. 


Bu iki film kadın karakterlerin romantik statülerine göre incelendiği çok bariz olan çok başarılı iki örnektir. 


n. Paul Thomas Anderson - Phantom Thread (2017)


Bu filmde ise roller tersine döner. Eril bakışın yalnızca kadın odaklı olmadığını açıklayan güncel ve yine çok başarılı bir örnektir.



Eril bakışı moral anlamda yanlış kılan bir diğer durum da karakterin toksik davranışları sonucunda olumsuz bir dönüt almıyor, aksine istediklerinden fazlasına kavuşuyor oluşudur. Bu sebepten dolayı eril bakışın ürettiği işler karakter çeşitliliği yaratan bir kategori değildir. 








KAYNAKÇA


“Gaze.” Wikipedia, Wikimedia Foundation, 2020, en.wikipedia.org/wiki/Gaze.


De C. Hamilton, Antonia F. “Gazing at Me: the Importance of Social Meaning in Understanding Direct-Gaze Cues.” Philosophical Transactions: Biological Sciences, vol. 371, no. 1686, 2016, pp. 1–6., www.jstor.org/stable/24768271. 


“Male Gaze.” Wikipedia, Wikimedia Foundation, 2020, en.wikipedia.org/wiki/Male_gaze.


Kuiper, Kathleen. “Venus of Willendorf.” Encyclopædia Britannica, Encyclopædia Britannica, Inc., 11 July 2018, www.britannica.com/topic/Venus-of-Willendorf.


“Sanatta Venüs.” Pera Müzesi Blog, 28 June 2017, blog.peramuzesi.org.tr/sergiler/sanatta-venus/.


Liew, Jessica. “Venus Figurine.” Ancient History Encyclopedia, Ancient History Encyclopedia, www.ancient.eu/Venus_Figurine/.


McDermott, LeRoy. (1996). Self-Representation in Upper Paleolithic Female Figurines. Current Anthropology - CURR ANTHROPOL. 37. 10.1086/204491. 


Modern Art Museum of Fort Worth, www.themodern.org/collection/Camouflage-Botticelli-Birth-of-Venus/1135.


“Alain Jacquet.” Wikipedia, Wikimedia Foundation, 26 Mar. 2020, en.wikipedia.org/wiki/Alain_Jacquet.


“Anadolu Tanrısı Priapos Ve Priapizm.” Türk Üroloji Müzesi, 25 Oct. 2018, history.uroturk.org.tr/anadolu-tanrisi-priapos-ve-priapizm/.


“Ismetdogan.com.” Put Your Projects on the Web., cargocollective.com/ismetdogan.


“Hermaphroditus.” Wikipedia, Wikimedia Foundation, May 2020, en.wikipedia.org/wiki/Hermaphroditus.


“Owie Kimou, Portrait Mask (Mblo) of Moya Yanso (Baule Peoples) (Article).” Khan Academy, www.khanacademy.org/humanities/ap-art-history/africa-apah/west-africa-apah/a/mblo-baule.


“174. Portrait Mask (Mblo)” AP Art History, sites.google.com/site/adairarthistory/vi-africa/174-portrait-mask-mblo.


“Claude Cahun.” Wikipedia, Wikimedia Foundation, May 2020, en.wikipedia.org/wiki/Claude_Cahun.


Manders, Kerry. “Me, Myself and I: Exploring Identity Through Self Portraits.” The New York Times, The New York Times, 21 July 2014, lens.blogs.nytimes.com/2014/07/21/claude-cahun-homosexuality-i-exploring-identity-through-self-portraits/.


“Claude Cahun.” Artnet, www.artnet.com/artists/claude-cahun/.


AnOther. “Claude Cahun: A Very Curious Spirit.” AnOther, 28 Apr. 2015, www.anothermag.com/art-photography/7358/claude-cahun-a-very-curious-spirit.


Thompson, Rachel. “How David Bowie Pushed the Boundaries of Gendered Fashion.” Mashable, Mashable, 11 Jan. 2016, mashable.com/2016/01/11/david-bowie-genderless-fashion/.


Menkes, Suzy. “Gender Blending: the David Bowie Fashion Legacy.” Vogue Australia, 17 Jan. 2018, www.vogue.com.au/blogs/suzy-menkes/gender-blending-the-david-bowie-fashion-legacy/news-story/f8e185ab83b44b58587991991d8c0980.


“Artwork.” It's About ME, Not You - Greer Lankton, Mattress Factory: ActiveArchive, mattress.org/archive/index.php/Detail/collections/114.


“Jeff Koons.” Artnet, www.artnet.com/artists/jeff-koons/.


“Mary Cassatt.” Wikipedia, Wikimedia Foundation, 2 May 2020, tr.wikipedia.org/wiki/Mary_Cassatt.


Oggito, oggito.com/icerikler/mary-cassatt-hakkinda-bilmediginiz-10-gercek/63989.


Mulvey, Laura. Visual Pleasure and Narrative Cinema. www.asu.edu/courses/fms504/total-readings/mulvey-visualpleasure.pdf.


Berger, John. Ways of Seeing: Based on the BBC Television Series with John Berger. British Broadcasting Corp., 2012.










Yorumlar